D Vitamini

D vitamini içeren bazı besinler...

D vitamini nedir? Neye iyi gelir?

Vücut çok çeşitli kompleks sistemlerin bir arada çalıştığı bir organizmadır. En iyi durumda kalması ve işlemesi için yemekler veya besin destekleri aracılığıyla alınan belirli vitamin, besin ve minerallere ihtiyaç duyar. İhtiyaç duyduğu besinlerden bazıları karşılanmadığında halsizlikten, kemik kırılmasına kadar veya daha ciddi komplikasyonlar görülebilir.

D vitamini (kalsiferol) insan sağlığı için temel besinlerden olan, yağda çözünen bir vitamindir. Steroid vitamin olarak adlandırılır, çünkü metabolizmada kalsiyum ve fosfor emilimini artırır. Normal güneş ışığı cilt hücrelerinde D vitamini üretimi için yeterlidir ancak eksikliği çocuklarda raşitizm, yetişkinlerde ise kemik yumuşamasına yol açabilir. D vitamininin fayda ve görevlerini aşağıdaki başlıklardan okuyabilirsiniz.

D vitamini eksikliği belirtileri

D vitamini eksikliği sebebiyle görülen hastalıklar raşitizm ve kemik yumuşamasıdır. (osteomalazi) (1) Osteomalazi en çok yetişkinlerde görülür; kemik kırıkları, paytak ve kötü yürüyüş ve kas zayıflığı ile ortaya çıkar. Raşitizm ise çocukların kemiklerinde görülen bir hastalıktır; kemikler yumuşadığı için eğri el ve ayaklara yol açabilir.

Önemli D vitamini kaynakları

Güneş ışığı en önemli D vitamini kaynağıdır. Güneşteki morötesi ışınlar ciltte D vitamini üretimini hızlandırır, günde 15 dakika güneşte kalmak ihtiyaç duyulan D vitaminini almak için yeterlidir.

Uskumru, sardalya ve somon balığı gibi bazı besinler D vitamini içerir. Bunların dışında tereyağı, yumurta sarısı, morina karaciğeri yağı ve yağlı balıklar iyi D vitamini kaynaklarıdır. Bu vitamin çoğunlukla hayvansal besinlerde yer alır ve eğer doğal kaynaklardan ihtiyacınız olan D vitaminini alamıyorsanız gereken miktarları besin destekleri ile karşılayabilirsiniz.


D vitamininin faydaları ve görevleri

1- Fosfat ve Kalsiyum Seviyelerini Kontrol Eder: Kalsiyum ve fosfat vücut fonksiyonları için önemlidir. Hücreler, sinirler, kemik ve kaslar düzgün fonksiyon göstermek için bu minerallere ihtiyaç duyar. Her iki mineral D vitamini varlığında daha iyi emilir. D vitamini eksikliği durumlarında vücut fosfat ve kalsiyum seviyelerini kontrol edemez, kemiklerde zayıflama, yumuşama ve diğer düzensizlikler ortaya çıkabilir.

2- Raşitizmi Tedavi Eder: Raşitizm D vitamini, fosfat ve kalsiyum eksikliği nedeniyle ortaya çıkan bir iskelet sistemi düzensizliğidir. Bacak kemiklerinin röntgeninin çekilmesiyle anlaşılır, fazladan D vitamini kullanılmasıyla tedavi edilebilir. Tedavi sayesinde kemiklerdeki anormallikler yavaş yavaş iyileşir. Kalsiyum eksikliği sebebiyle görülen raşitizmde ise D vitamini ile beraber ekstra kalsiyum kullanılır.

3- Kemik yumuşamasını (Osteomalazi) Tedavi Eder: İnsan kemiklerinin temel bileşenleri: mineraller, kalsiyum, fosfor, kollajenler, osteoklastlar (kemik hücresi yok eden hücreler) ve osteoblastlardır. (kemik hücresi üreten hücreler)

Osteomalazi yumuşak kemik anlamına gelir ve zayıf ve kırılgan kemikler olarak ortaya çıkar. Eğer kollajen kemik dokusu matrisindeki mineral kaplama düzgün değilse bu hastalık ortaya çıkabilir. (2) Bu hastalıkta yeni kemikler mineral kaplama olmadan oluşturulur ve bu yüzden kemiklerde yumuşama görülür. Bu hastalık ağızdan kullanılan D vitamini ve doğrudan güneş ışığı ile tedavi edilir.

4- Periferik Arter Hastalığını Önler: Uzuvlara kan akışının düzgün sağlanamadığı durumlarda periferik arter hastalığı ortaya çıkabilir. (3) Uzuvlar yeterince kan alamadığı için yürürken veya diğer hareketleri yaparken ağrı hissedilir, şiddetli vakalarda uzuv iskemisi, felç ve kalp krizi ortaya çıkabilir. D vitamini bu hastalığı görülme riskini düşürür. (4)

5- Anti-Kanser Potansiyeli: Yüksek D vitamini alımı çeşitli kanser ve kalp damar hastalıklarının ilerlemesini yavaşlatır. Prostat, akciğer, cilt ve lenfoma kanserlerine karşı korur. Araştırmalara göre düşük D vitamini seviyeleri kanser riskini artırır, özellikle kolorektal kanseri riskinin yükseldiği düşünülmektedir. Yıllar boyunca toplanan verilere göre ise metabolizmasında en çok D vitamini bulunan kişilerde kanser görülme riski, diğer kişilere göre %22 daha düşüktür.

6- Kırıkları ve Tehlikeli Kırıkları Önler: D vitamini açısından zengin diyetler tehlikeli kırıkları önler. Yeterli kalsiyum almak, eğer D vitamini eksikse kemikleri güçlü tutmayacaktır, bu durum özellikle yaşlılar için önemlidir. Yaşlandıkça kemik erimesi ve vitamin eksikliği riski artar, bu durum kemiklerin daha kolay kırılmasına yol açabilir. (5)

7- Raşitik Rozariyi (Raşitik Tesbih) Önler: Bu durum sıklıkla raşitizm, iskorbüt veya kondrodistrofisi olan kişilerde görülür. (6) Eklem kıkırdağında kalsiyum eksikliği sebebiyle görülen bir aşırı gelişmedir. D vitamini bu sorunun doğal bir tedavisidir.

Eğer D vitamini eksikliği yaşadığınızı düşünüyor veya yukarıdaki düzensizlikleri yaşıyorsanız doğru tavsiye ve tedavileri almak için doktorunuzla görüşmelisiniz.


Kaynaklar ve referanslar

A Vitamini (Retinol)

Kavanozda havuç suyu ve havuçlar...

A Vitamini Nedir? Neye İyi Gelir?

A vitamini diğer vitamin ve mineraller gibi temel mikro besinlerden biridir, retinol adıyla da adlandırılır. Tüketildiğinde karaciğerde depolanır ve vücutta ihtiyaç duyulduğunda kullanılır, hayvansal gıdalarda yer alır. A vitamini hayvansal gıdalarda yer alırken provitamin A denen karotenoidler bitkisel kaynaklıdır. (1) Vücut bitkilerdeki karotenoidlerden A vitamini üretebilir ancak insanların %45’inde, var olan bir genetik mutasyon sebebiyle, provitamin A’nın (karotenoidler) A vitaminine dönüştürülmesi önemli ölçüde düşük verimlilikte gerçekleşir. (2)

A vitamini veya diğer adıyla retinol vücudun bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi, göz ve cildin nemli tutulması, göz ve kemik sağlığı ve gelişimi gibi çok sayıda alanda görev alır. Yeterli miktarlarda tüketilmesi kanser riskini düşürür, eksikliği çocuklarda görülen körlüğün en önemli sebebidir. Gece körlüğünü ve göz kuruluğunu önleyebilir, net bir görüş sağlar.

Önemli A Vitamini Kaynakları

Morina balığı karaciğeri yağı, yumurta sarısı, sığır karaciğeri, çedar peyniri, süt ve tereyağı zengin A vitamini kaynaklarıdır. Genel olarak et, balık ve süt ürünleri önemli miktarlarda A vitamini içerir. Bitkisel kaynaklar da A vitamini ihtiyacının karşılanmasında önemlidir, özellikle sarı ve turuncu renkli meyve ve sebzeler karotenler açısından zengindir. Havuç, brokoli, ıspanak, mango, kabak, domates, yulaf, kayısı, şeftali, bezelye, papaya, kara lahana günlük olarak tüketilmelidir.

A Vitamini Eksikliği Belirtileri

Önemli A vitamini eksikliği belirtileri; cildin keratinizasyonu, gece körlüğü, gözlerde yanma hissi veya kaşınma, göz kapaklarının iltihaplanması, göz kuruluğu, donuk saçlar, kepek, kırılgan tırnaklar, cinsel düzensizlikler, ve vücut yapılarında prekanseröz değişiklikler. (3) A vitamini eksikliği ayrıca halsizlik, insomnia (uykusuzluk) ve depresyon yapabilir.


A Vitamininin Faydaları ve Görevleri Nelerdir?

1- Bağışıklığı Güçlendirir: A vitamini hastalık yapan antijenlere karşı lenfositik (beyaz kan hücreleri) cevapları artırarak vücudun bağışıklığını güçlendirir. Mukus membranları nemli tutar ve daha iyi bağışıklık sağlar. Mikropların vücuda girmesini önler ve mikroplarla savaşmaya yardım eder.

2- Görüşü İyileştirir: A vitamini görüşün iyileştirilmesine yardımcı olabilir. (4) Gözlerin ışık değişikliklerine cevabını iyileştirir, nemli tutar, gece görüşünü artırır. Yaşlanmayla ilgisi olan katarakt ve maküler dejenerasyon riskini büyük ölçüde azaltır. Glokom (göz tansiyonu) sorunu olan kişiler için faydalı olduğu düşünülmektedir.

3- Cilt Bakımı: Vücudun cilde zarar verebilecek serbest radikal ve toksinlerden uzak tutulmasına yardım eder. Cildin yumuşak ve nemli kalmasında görev alır, kuruluk, keratinleşme ve sedef gibi cilt sorunlarını önler.

4- Kemik Sağlığını Güçlendirir: A vitamini kemikleri ve dişleri güçlendirir. Dişteki dentin tabakasının oluşumuna yardım eder.

5- İdrar Yolu Taşını Önler: Kalsiyum fosfat oluşumunun yol açtığı idrar yolu taşlarını önleyebilir.

6- Kas Gelişimini Hızlandırır: Kemikleri sağlıklı ve şekilli tutmanın yanı sıra, çocuklarda ve gençlerde düzgün kas gelişiminde rol alır.

7- Sivilce ve Akne Riskini Düşürür: Aşırı sebum üretiminin azalmasını sağlayabilir ve sivilce riskini azaltır. Ciltteki koruyucu dokuları destekler, cildin genel sağlığına katkı sağlar. (5) Antioksidan özellikleriyle vücudun temizlenmesinde görev alır.

8- Anti-Kanser Potansiyeli: A vitamini güçlü bir antioksidandır, çeşitli kanser türlerinin oluşumunu önleyebilir. Araştırmalara göre, retinol, karotenoidler ve D vitamini bir araya geldiğinde prostat ve meme kanserinin önlenmesinde güçlü etkileri olabilir. (6) Sadece bu kanser türleri değil, serviks, mesane ve diğer kanserlere karşı da etkili olabilir.

9- Dokuları Onarır: Eski ve yıpranmış dokuların yenilenmesinde görev alır, ayrıca diş ve kemikleri güçlü tutar.

10- Yaşlanmayı Yavaşlatır: Retinolün bölgesel uygulanması yaşlanmanın tersine çevrilmesinde pozitif sonuçlar göstermiştir. A vitamini kırışıklık azaltıcı etkileriyle ünlüdür, çizgi ve yaş lekelerini düzeltebilir. Cildin genel sağlığını iyileştirerek yaşlanmayı yavaşlatır.

11- Kızamık Riskini Düşürür: A vitamini eksikliği çocuklarda kızamığa yol açabilir. 2002 yılında yapılan bir araştırmaya göre yeterli miktarda A vitamini tüketilmesi kızamık riskini düşürür. (7)

12- Kolesterol Seviyelerini Düşürür: Yağda çözünen bir vitamindir ve kolesterolün düşmesine fayda sağlar.

13- Üreme Sistemini Korur: İyi bilindiği alanlardan biri de üreme sistemi sağlığı ve fonksiyonlarına yaptığı olumlu etkilerdir.


Uyarı, A Vitamini Fazlalığı: A vitaminine iz miktarlarda ihtiyaç duyulmaktadır, aşırı miktarlar vücut tarafından atılır. Aşırı A vitamini bulanık görme ve mide bulantısı gibi zararlı semptomlar yapabilir. Şiddetli semptomlar ise gelişme sorunları, dalak ve karaciğer büyümesi gibi sorunları içerir.

Kaynaklar ve referanslar

Kafein | Nedir? Kafein içeren içecekler, faydaları

Kafeinin formülü ve bir fincan kahve

Kafein nedir? Sağlık için iyi midir yoksa zararlı mıdır?

Ülkemiz dahil dünyanın büyük bölümünde her gün milyarlarca kişi tarafından kafeinli bir içecek tüketilmektedir. Bu kadar çok tüketilen bir madde olduğundan sağlığa olan faydaları ve zararları sık sık tartışma konusu olur, belki de zararları daha çok tartışılmaktadır. Ancak bilimsel araştırmalara göre kafeinin sağlığa çok sayıda faydası vardır.

Kafein çay, kahve ve kakao bitkisinde bol bulunan uyarıcı bir maddedir. Beyni ve merkezi sinir sistemini etkiler, kullanan kişinin tetik kalmasını sağlar ve yorgunluk başlangıçlarını önler. Tarihçilere göre ilk demlenen çay M.Ö. 2737 yılına aittir. (1) Kahve ise çok sonraları keşfedilmiştir. Keşfedilme yıllarından yola çıkarak, kafeinin 5000 yıldan fazladır insanlar tarafından kullanıldığını söyleyebiliriz.

Kafeinin Çalışma Mekanizması:

Kafein tüketildikten sonra bağırsaklardan hızlı biçimde kan dolaşımına emilir. Kan yoluyla karaciğere gider ve burada farklı organların çalışmasını etkileyen bileşiklere yıkılır, en çok etkiyi beyne yapar. Beyni rahatlatan ve yorgun hissetmemizi sağlayan adenozin maddesinin etkilerini bloklar. (2) Normal olarak adenozin miktarı gün boyu artar ve gün sonunda yorgun ve uykulu hissetmemizi sağlar. Kafein bu döngüyü önleyebilir. Ayrıca kandaki adrenalin seviyelerini artırır, beyindeki nörotransmitterler dopamin ve norepinefrinin aktifliğini artırır. Bu durum beyni daha da uyarır ve bir uyanıklık, tetiktelik ve dikkat hali ortaya çıkar. Beyni etkilediği için kafein sıklıkla psikoaktif bir ilaç olarak kabul edilir.

Bir bardak kahvedeki kafeinin kan dolaşımına girmesi 20 dakika, tam etkinliğe ulaşması ise yaklaşık bir saat alır. (3)

Hangi besinler ve içeceklerde kafein bulunur?

En sık tüketilen içeceklerin ve besinlerin kafein miktarları aşağıdaki gibidir. Bu oranları değerlendirirken günlük tavsiye edilen maksimum kafein dozajından haberdar olmanız önemlidir. (4, 5)

  • Espresso Kahve: 140 – 400 mg
  • Americano: 150 mg
  • Filtre Kahve: 115-250 mg
  • Türk Kahvesi: 60 mg
  • Hazır Kahve: 65-100 mg
  • Mate Çayı: 65-130 mg
  • Enerji İçecekleri: 50-160 mg
  • Çay (Fincan): 40-120 mg
  • Decaf Kahve: 3-12 mg
  • Çikolatalı Süt: 2-7 mg
  • Çikolata (28 gram): 1-15 mg
  • Çikolata (28 gram Bitter): 5-25 mg

Kafeinin faydaları

1- Ruhsal Durumu ve Beyin Fonksiyonlarını İyileştirebilir: Kafein beyin sinyal moleküllerinden adenozini bloklayabilir. Bu durumda diğer sinyal molekülleri dopamin ve norepinefrinde artış olur. Beynin mesaj iletimindeki bu değişim ruhsal duruma ve beyin fonksiyonlarına fayda sağlar. Araştırmalara göre 37.5-450 mg arası kahve sindiren kişilerde uyanıklık, kısa süreli hafıza ve reaksiyon süresi iyileşmiştir. Ayrıca son araştırmalara göre günde 2-3 bardak kahve içen kişilerde intihar riski %45 depresyon riski %13 daha düşüktür. (6, 7)

2- Metabolizmayı Güçlendirebilir ve Zayıflamayı Hızlandırabilir: Merkezi sinir sistemini uyararak metabolizma hızını %11 artırır, yağ yakımını %13 hızlandırır. (8) Pratik olarak günde 300 mg kafein sindirmek ekstra 79 kalori yakmak anlamına gelir. Bu miktar küçük görünebilir ancak kilo almaya yol açan (1 kg) yıllık aşırı kalori miktarına çok yakındır. (9)

3- Antrenman Performansını İyileştirebilir: Antrenman yapıldığında kafein, yakıt olarak yağların kullanımı artırabilir. Bu durum faydalıdır, çünkü kaslarda depolanan glukozun daha uzun süre kullanıma hazır kalmasını sağlar, kasların yorulmasını geciktirir. Kafein ayrıca kasların kasılma kuvvetini iyileştirip, yorgunluk toleransını artırır. Antrenmandan bir saat önce tüketildiğinde kg ağırlığınız başına 5 mg kafein, dayanım performansını %5 artırır. (10)

4- Kalp Hastalığı ve Tip 2 Diyabete Karşı Korur: Duyduklarınızın aksine kalp hastalığı riskini artırmaz. (11) Araştırmalara göre günde 1-4 bardak arası kahve içen kişilerde kalp hastalığı riski %16-18 oranında daha düşüktür. Ancak bilinmelidir ki bazı kişilerde tansiyonu biraz artırabilir. Benzer bir durum diyabet için de geçerlidir. En çok kahve içen kişilerde tip 2 diyabet riski %30 daha düşüktür. (12) İlginç olarak kafeinsiz kahve içen kişilerde ise diyabet riski %21 daha düşüktür. Yani kahvede kafein dışında diğer koruyucu bileşiklerin de olduğu söylenebilir. (12)

5- Karaciğeri Korur: Kahve karaciğer hasarı riskini %84 oranında azaltabilir. Hastalıkların ilerlemesini yavaşlatabilir, tedavi cevabını iyileştirebilir, erken ölüm riskini düşürür.

6- Ömrü Uzatır: Erken ölüm riskini %30 oranında azaltabilir, bu etkileri özellikle kadın ve diyabetlilerde görülür. (13)

7- Kanser Riskini Azaltır: Günde 2-4 bardak kahve karaciğer kanseri riskini %64, kolorektal kanser riskini %38 oranında azaltır. (14)

8- Cildi Korur: Günde 4 bardak veya daha fazla kafeinli kahve içmek cilt kanseri riskini %20 azaltabilir.

9- Çoklu Skleroz Riskini Düşürür: Kahve tüketen kişilerin bu hastalığa yakalanma riskinin daha düşük olduğunu gösteren araştırmalar vardır, ancak bütün araştırmalar bu bulguları desteklemez. (15, 16)

10- Gutu Önler. (Eklem iltihabı)

11- Bağırsak Sağlığını Korur: Bir süre düzenli olarak günde 3 bardak kadar kahve içmek bağırsaklardaki faydalı bakteri sayısını ve aktifliğini artırır.

Yan etkileri / Zararları

Kafein tüketimi genel olarak güvenli kabul edilse de bazı insanların özellikle kafein tüketmenin zararlarına karşı ciddi çekinceleri vardır. Kafeinin aşırı tüketilmesi durumunda görülen yan etkileri başlı başına bir makaleye konu olacak kadar uzun olabilir.

Bilinmelidir ki ilk olarak, kafein bağımlılık yapıcı bir maddedir. Aşırı tüketildiğinde anksiyete, yorgunluk, titreme, düzensiz kalp atışı ve uyku sorunları yapabilir. (17) Bazı durumlarda ise baş ağrısı, migren, yüksek tansiyona yol açabilir.

Kafein kolaylıkla plasentaya geçer, zayıf doğum ve düşük riskini artırabilir. Hamile kadınlar kafein alımlarını sınırlamalıdır.

Kafeinin bazı ilaçlarla -Zanaflex veya antidepresan Luvox- etkileşime girebileceği de unutulmamalıdır. (18)


Önerilen dozaj

Hacettepe Üniversitesi kaynakları günde 300 mg kafein, Avrupa Besin Güvenliği Ajansları ise günde 400 mg kafeini güvenli olarak kabul etmektedir. (19, 20) Bu miktar günde 2-4 bardak kahveye denk düşer.

Tek seferde 500 mg kafein alımının yol açtığı ölümcül dozajlar geçmişte raporlanmıştır. Tek seferde 200 mg’dan fazla kafein tüketmeniz önerilmez. Amerika Kadın Doğum ve Jinekoloji Üniversitesi’nin kaynaklarına göre; hamile kadınlar günde 200 mg’dan fazla kafein tüketmemelidir. (21)

Kaynaklar ve Referanslar

İshal

İshali kesen yiyecekler, evde çözüm...

İshal nedir?

İshali önlemek veya durdurmak için hepimizin evde yapabileceği bazı şeyler vardır. Bu amaçla kullanılması gereken besinler düşünüldüğünde ilk akla gelenler arpa suyu, hindistan cevizi suyu, yeşil çay, lor peyniri, zencefil, limon suyu, elma sirkesi, kimyon, çemen otu tohumu karışımı ve fesleğendir.

İshal gevşek ve sulu bağırsak hareketleri olup günde 3 veya daha fazla sefer görülür. Sebebi bakteri, virüsler veya parazitler olabilir, 2 günden 4 haftaya kadar sürebilir. Uzun süre devam etmesi tehlikelidir.


İshal için tedaviler ve evde çözüm yöntemleri

1- BRAT Diyeti: Bu diyet içerdiği besinlerin İngilizce baş harfleriyle adlandırılmıştır. Muz, sade pirinç, elma püresi, kuru tost tüketmeyi ve bol çay içmeyi içerir. Bu hafif besinler mideyi rahatlatır ve ishalin çabuk şekilde atlatılmasına yardımcı olur.

2- Yeşil Çay: Yeşil çayın her gün, günde 3-4 bardağa kadar tüketilmesi önerilir. Mide rahatsızlıklarını dindirir, su kaybına iyi gelir ve ishalin şiddetini ve tekrarlarını azaltır.

3- Lor ve Yoğurt: Sadece iki kase lor ishalin iyileşmesini sağlayabilir. Bilinen en iyi ve kolay evsel çözümlerden biridir.

4- Misket Limonu Suyu / Limon Suyu: Misket limonu en iyi ishal çözümlerinden biridir. Ilık suda seyreltilmiş misket limonu suyu içebilirsiniz. Ayrıca daha lezzetli olması için bal da ekleyebilirsiniz. En iyi netice için günde 2-3 sefer tüketilmesi daha iyidir.

5- Arpa Suyu veya Hindistan Cevizi Suyu: Bu sıvılar nişasta içerir ve yoğun kıvamlıdır. Bağırsaklarda etkili olarak aşırı su kaybını önlerler. Ayrıca midede oluşan yanma hissine iyi gelir. Bu sıvıların tüketimi için ishalin şiddetine göre 5 saatte bir veya günde 2-3 sefer önerilir.

6- Zencefil: Doğal çözümlerden biridir ve günlük diyete rahatlıkla eklenebilir. Küçük bir parça zencefili ezebilir veya rendeleyerek bir çay kaşığı bal ile karıştırıp tüketebilirsiniz. Bu karışımı tüketir tüketmez su içmemeniz gerekir.


7- Kahverengi Pirinç: Kahverengi pirinç aşırı suyu emerek ve dışkıya kütle ekleyerek yardımcı olabilir.

8- Süt Ürünlerinden ve Yağı Yemeklerden Uzak Durun: Lor dışındaki süt ürünlerinden uzak durulmalıdır, hastalığın durumunu kötüleştirebilirler. Ayrıca sindirimi zor olan yağlı yiyeceklerden hastalık süresince kaçınılmalıdır.

9- Bal: Bir çay kaşığı bal ve bir miktar kırmızı biber karışımını tüketin ve üzerine en az yarım saat boyunca su içmeyin. Eğer isterseniz 3-4 çay kaşığı da tüketebilirsiniz.

İshalin Önlenmesi

İshal olmamak için bazı temel önlemlerin bilincinde olunmalıdır.

  • Ziyarete gittiğiniz bazı ülkelerde sokak yemeklerini yemeyin.
  • Yemekten önce daima ellerinizi yıkayınız.
  • Mümkün olduğunca evde yapılmış veya güvenilir yemekleri tüketmeyi tercih ediniz.

Dikkat: İshal genellikle çok zararlı değildir ancak daha ciddi bir problemin belirtisi olabilir ve uzun süre devam ederse tehlikeli hale gelebilir, özellikle su kaybı ciddi sorunlara yol açabilir. Diğer semptomlarla beraber seyrettiğinde veya ciddileştiğinde bir doktora danışmanız önerilir. Bu semptomlar; karında veya rektumda şiddetli ağrı, dışkıda kan, ateş, üç günden uzun süren ishal veya susuzluk belirtileridir. Çocuklarda ishal durumlarında özel bakım ve dikkat gerekir.



Kabızlık

Kabızlık nedir? Kabızlık çözümler...

Kabızlık nedir? Kabızlığa ne iyi gelir?

Kabızlığın tedavisi ve evde tedavisinde laksatifler (müshil), biofeedback tedavisi, triphala ve bol su alımı gibi seçenekler yer alabilir. Kişilerin diyetinde lif açısından zengin meyve ve sebzelerin, tam tahıl ürünlerinin, incir, hint yağı, keten tohumu gibi besinlerin yer alması önerilir. Düzenli olarak egzersiz yapmak ve yürümenin ciddi faydası olur. Kabızlığın temel sebebi genellikle su kaybı, kötü beslenme, belirli ilaçlar, bazı hastalıklar ve stres olabilir.

Kabızlık dışkının sertleştiği ve haftalık bağırsak hareketlerinin normalden azaldığı bir sindirim düzensizliğidir. (1) Özellikle haftada 3 seferden az bağırsak boşaltımı olması normal durumdan uzaktır. (1) Tamamlanmamış boşaltım hissi veya ağrı da kabızlık işareti sayılır. (2) Bu durumun sebebi dışkının rektuma yakın sertleşmesi, müsait boşaltımı engellemesidir. (3)


Kabızlığın Tedavileri

Eğer diyetsel ve yaşam stili değişiklikleri durumunuzu iyileştirmezse, tedavi olmak için doktora görünmeniz gerekir. Toronto Üniversitesi’nde kronik kabızlığın tedavileri üzerine yapılan bir araştırmaya göre; kabızlık tedavisindeki bazı yöntemler aşağıdadır. (4):

  • Laksatifler: kütle oluşturucu ajanlar, dışkı yumuşatıcılar, ozmotik ajanlar, uyarıcılar ve lubrikanlar.
  • Laktuloz.
  • Reçete edilen ilaçlar: lubiproston ve linaklotit.
  • Biofeedback teorisi ve zihin-vücut tekniği.
  • Reçetesiz satılan ilaçlar.
  • Ameliyat.

Laksatifleri kullanırken yan etkileri bilmelisiniz, bazen daha çok zarar görmenize yol açabilirler ve durumu kötüleştirebilirler. Herhangi bir tedavi yöntemini denemeden önce doktorunuza danışmayı unutmayınız.

Kabızlık için evsel ve bitkisel çözümler

1- Lif Alımı: Diyet lifi alımı kabızlıkta rahatlama sağlamada önemli rol oynar. Düzenli olarak lif tüketmeyen kişilerde kabızlık ortaya çıkma riski daha yüksektir. Araştırmalara göre 51 yaşın üstündeki bir kişi günde 25-31 gram arası lif tüketmelidir. (5) 50 yaşın altındaki genç yetişkinler için ise bu miktar kadınlarda günde 25 gram, erkeklerde 38 gramdır. En iyi lif kaynakları ise bitkisel besinlerdir:

Besinlerdeki çözünür lif sindirim sürecinde suyu emer ve kalın bağırsakta ilerlerken dışkıya dönüşür. Bünyesindeki su miktarı çoğaldıkça bağırsaklardaki hareketler kolaylaşır. Çözünmeyen lif ise dışkı kütlesini artırır ve bağırsak hareketlerini uyarır. Bünyesine su çekmez.

2- Su: Vücudun temel bileşenlerinden biridir ve çoğu metabolik aktivitede, özellikle sindirimde yer alır. Her gün yeterli miktarda su tüketmek sadece su miktarının korunmasına değil aynı zamanda bağırsakların daha iyi çalışmasına da yardım eder. Araştırmalara göre sülfat ve magnezyum içeren mineralli sular kabızlığa karşı daha etkili olur. (6) Yeterli miktarda su tüketerek kabızlığı atlatan kişiler vardır.

Kabızlığı olan kişilere sabahın erken saatlerinde en az bir litre su içmeleri ve 10 dakika yürümeleri önerilir. Su sindirim yolunda ilerledikçe, mide ve ince bağırsaktaki sindirilmemiş besinleri kalın bağırsağa ilerletir, burada sertleşmiş dışkıyı yumuşatır ve hareket etmesini kolaylaştırır. Midedeki su ayrıca sindirim sisteminin alt kısmında basınç oluşturur.

3- Meyveler: Meyve tüketmek kabızlığın kontrol edilmesi için yüksek derecede önerilir. Bu amaçla çok çeşitli meyveleri günlük olarak tüketebilirsiniz. Kabızlık tedavisi boyunca meyve tüketmeye devam etmek tedaviye destek olur. (7) Bu amaçla tüketilebilecek en iyi meyveler:

  • Kuru erik, kuru erik suyu
  • Trabzon hurması (cennet hurması)
  • Muz
  • Kivi ve diğerleridir.

4- Sebzeler: Lif açısından zengin sebzelerin tüketilmesi rahatlama sağlar. Bağırsakları temizlemek için en iyi sebzeler olarak:

5- Tam Tahıl Ürünleri: Tam tahıllar iyi bir lif kaynağıdır, kabızlığı olanlara tam veya kahverengi pirinç önerilir. İşlenmiş tahıldan uzak durulmalıdır. Tam tahıllar ayrıca temel B vitaminleri içerir ve sindirim sisteminin daha da güçlenmesine yardımcı olur.

6- İncir: Kore’de yapılan bir araştırmaya göre incir kabızlığı rahatlatan laksatif etkili meyvelerden biri olarak belirlenmiştir. (8) İncir aracılığıyla lif alımı sindirimi düzene sokar ve boşaltımı kolaylaştırır.

7- Karnıyarık Otu: Karnıyarık otu tohumları yüksek miktarda diyet lifi içerir. Bu bitkinin içerdiği lifin kabızlık tedavisi için ideal olduğu düşünülmektedir. (9) Çünkü bu lif ince bağırsakta sindirilmeden kalın bağırsağa geçer, orada emilir, çok fazla su tutar ve dışkıyı iter.

8- Keten Tohumu: Çözünür lif açısından zengin olan keten tohumu özellikle kabızlık tedavisi için kullanılır. 4 haftalık bir araştırmaya göre, keten tohumu tüketimi bağırsak hareketlerini 1/3 kat hızlandırmıştır. (10) Ayrıca bu olumlu etkileri irritabl bağırsak sendromu ve kabızlığı olan kişilerde de gözlenmiştir.

9- Hint Yağı: Bu yağın müshil olarak geleneksel kullanım geçmişi vardır. Uyarıcı bir laksatiftir, sadece kalın bağırsağı değil aynı zamanda ince bağırsağı da uyarır. Yağ bağırsaklarda su emilimini önleyerek dışkının yumuşak kalmasını sağlar.

10- Badem Yağı: Geceleri 2 yemek kaşığı badem yağı içeren süt içmek, 3-4 gün devam edildiğinde kabızlıktan kurtulmanıza yardım eder.

11- Hurma: Blendırda karıştırıp süte ekleyeceğiniz yarım bardak hurmanın uykudan önce tüketilmesi yardımcı olabilir. Çiğ halde tüketilmesi durumunda da etkisi vardır.

12- Düzenli Egzersiz: Düzenli olarak egzersiz yapmak etkili bir çözümdür. Egzersiz sadece dış kasları değil, iç organların kaslarını da çalıştırır. Özellikle sindirim sistemine de fayda sağlar.

13- Kabızlık İçin Yoga: Kabızlıktan kurtulmak için yoga yapmak bir diğer ideal çözüm olabilir.

14- Lavman: Lavman kabızlık tedavisi için bir diğer seçenektir. Su alımı istenen sonucu vermediğinde kullanışlı olabilir. İlaç kullanmadan yapılan lavman sertleşmiş dışkıyı gevşeterek yardımcı olur.


Kaynaklar ve Referanslar

Glisemik İndeksi Düşük Meyveler

Meyve salatası ve düşük glisemik indeksli meyveler...

Çeşitli tıbbi araştırmalar düşük glisemik indeksli meyve ve sebzelerin tüketilmesiyle düşük diyabet görülme oranı arasında ilişki olduğunu göstermiştir. Düşük glisemik indeksli besinlerin tüketilmesi sadece diyabet riskini azaltmaz, aynı zamanda tedavinin kontrolünü de sağlar. Bu yazımızda glisemik indeksi ve yükü en düşük 10 meyveyi inceliyoruz.

Glisemik İndeks ve Glisemik Yük Nedir?

Glisemik indeks (Gİ); 2 saatlik kan glukoz seviyesi eğrisinde, 12 saatlik açlıktan sonra, genellikle 50 gram olan belirli bir miktar glukoz veya beyaz ekmek alımıyla kan glukoz eğrisinde (AUC) meydana gelen artışa, glisemik indeksi belirlenecek besinden aynı miktarda yendiğinde kan glukoz seviyesi eğrisinde oluşan artışın bölünmesiyle elde edilir. Referans glukoz alımında kan şekerindeki artış 100 olarak kabul edilir ve hesaplamalar bu değere göre yapılır.

Diğer bir deyişle glisemik indeks (Gİ) karbonhidrat içeren besinlerin ne kadar hızlı kan şekeri seviyesini etkilediğini gösteren ölçüdür. Bu ölçüye göre;

  • Düşük Gİ: 55 ve altı
  • Orta Gİ: 56-69 arası
  • Yüksel Gİ: 70 ve üzeridir.

Gİ puanı ne kadar düşükse kan şekeri o kadar yavaş yükselir ve vücut değişimi daha kolay yönetir. Çoğu meyvenin glisemik indeksi düşük veya orta seviyedir, A ve C vitaminleri ve lif içerirler.

Besin-kan şekeri etkisinin daha kullanışlı bir göstergesi, glisemik yüktür (GY). Bu hesaplama şeklinde Gİ’in yanı sıra besinde kaç gram karbonhidrat bulunduğu göz önüne alınır. Diyabet sorunu olan her kişi karbonhidrat seçim ve miktarlarına farklı cevap verdiği için glisemik yük, gerçek hayat etkisini daha iyi ölçer. Glisemik yükü hesaplamak için, “Gİ x Karbonhidrat (gr) / 100” formülü kullanılır.

  • Düşük GY: 0-10 arası
  • Orta GY: 11-19 arası
  • Yüksek GY: 20 ve üzeri

Glisemik İndeksi En Düşük Meyveler

1- Kiraz: Gİ: 20 – GY: 6

Kiraz potasyum ve antioksidanlar açısından zengindir. Bu sayede bağışıklık sistemini güçlendirir. Meyvenin sezonu kısa olduğu için taze bulmak zor olabilir ancak içerisinde şeker bulunmadığı müddet kiraz kompostosu, konservesi ve kiraz suyu iyi bir seçim olabilir.

2- Greyfurt: Gİ: 25 – GY: 3

Güçlü bir meyve olan greyfurt günlük C vitamini ihtiyacınızın %100’ünü karşılar. Ancak meyve bazı ilaçlarla etkileşime girebilir; bu yüzden ilaç kullanıyorsanız tüketirken dikkatli olmanız ve doktorunuza danışmanız önerilir.

3- Kuru Kayısı: Gİ: 32 – GY: 9

Kayısı kolaylıkla bozulabilen bir meyvedir ve her zaman taze bulmak zordur. Kurutulmuş halinde daha çok karbonhidrat bulunduğu için kuru kayısı küçük miktarlarda yendiği zaman harika bir alternatiftir. Kayısı günlük bakır ihtiyacınızın %25’ini karşılayabilir, A ve E vitaminleri açısından zengindir.

4- Armut: Gİ: 38 – GY: 4

Armudun tatlı ve kalıcı lezzetini taze veya pişmiş tadabilirsiniz. Kabukluyken daha sağlıklıdır, düşük miktarlarda armut günlük lif ihtiyacının %20’sini karşılayabilir.

5- Elma: Gİ: 39 – GY: 5

Elma ülkemiz ve dünyanın önemli bir bölümünde çokça tercih edilir. İyi bir atıştırmalık olmasının yanı sıra 1 adet kabuklu elma günlük lif ihtiyacının neredeyse %20’sini karşılar. Besin ayrıca bağırsaklardaki faydalı bakterilerin beslenmesini sağlar.

6- Portakal: Gİ: 40 – GY: 5

Portakal vücuda yeterli miktarlarda C vitamini sağlar ve önemli oranda lif içerir. Portakal, portakal suyu ve portakallı atıştırmalıklar iyi birer seçenek olabilir.

7- Erik: Gİ: 40 – GY: 2 (Kurutulmuş erik için GY: 9)

Erik yılın her mevsimi bulmanın zor olduğu bir besindir. Bu yüzden kurutulmuş olarak tüketebilirsiniz ancak miktarda dikkatli olmalısınız. Kurutulmuş besinlerde su olmadığı için daha çok karbonhidrat bulunur.

8- Çilek: Gİ: 41 – GY: 3

Bir kase çilekte, 1 adet portakaldan daha çok C vitamini bulunur. İçerdiği vitamin, mineral ve antioksidanlardan maksimum fayda sağlamak için taze tüketmeniz önerilir, eğer isterseniz baharatlar veya kuruyemişlerle beraber hazırladığınız soya sütlü çilekli smoothieleri tüketebilirsiniz. Sadece çilek değil; yaban mersini, böğürtlen ve ahududu da düşük Gİ’e sahiptir.

9- Şeftali: Gİ: 42 – GY: 5

Ortalama bir şeftali 68 kalori içerir ve içerisinde A ve C vitaminleri dahil 10’dan fazla vitamin bulunur. Şeftali smoothilere, yaban mersini ve mangoyla beraber veya yalnız başına harika lezzet katar.

10- Üzüm: Gİ: 53 – GY: 5

Üzüm, tüketilirken en çok meyve kabuğu yenen besindir ve oldukça besleyicidir. İyi bir B6 vitamini kaynağıdır ve beyin fonksiyonları ve ruhsal duruma destek olur. 

Bilmeniz gerekir ki glisemik indeks ve glisemik yük puanları besinleri seçerken diyabet sorunu olanlara yardımcı olmak için hazırlanmıştır. Yemek ve atıştırmalardan sonra kendi kan şekerinizi glukometre ile ölçmek, size en uygun besinleri belirlemede hala en iyi yöntemdir.


Kaynaklar / Referanslar
Kaynaklar ve Referanslar İçin Tıklayın

Divertikülit

Divertikülit Nedir? Divertikülite Ne İyi Gelir?

Divertikül sindirim sisteminin iç kısmında oluşabilen küçük, şişkin torbacıklardır. Çoğunlukla kalın bağırsağın alt bölümünde oluşur. 40 yaşından sonra yaygın görülür ve nadiren problemlere sebep olur. Ancak bazen bir veya birden fazla kese iltihaplanır veya enfekte olur. Bu durum divertikülit olarak adlandırılır. Hastalık şiddetli karın ağrısına, ateşe, mide bulantısına ve bağırsak alışkanlıklarında belirgin değişikliklere sebep olabilir.

Hafif divertikülit istirahat, beslenme değişiklikleri ve antibiyotikle tedavi edilebilir. Şiddetli ve tekrar eden durumlarda ameliyat gerekebilir.

Divertikülitin Belirtileri:

  • Sürekli ve birkaç gün kalıcı ağrı. Ağrı genellikle karnın sol alt kısmında hissedilir ancak özellikle Asya kökenli kişilerde sağda da olabilir.
  • Mide bulantısı ve kusma.
  • Ateş.
  • Karında hassasiyet.
  • Kabızlık veya nadir olarak ishal.

Divertikülitin Nedeni Nedir: Divertikül genellikle, kalın bağırsağınızdaki zayıf bölgelerin basınca dayanamaması sonucu oluşur. Bunun sonucunda kolon duvarı boyunca bilye büyüklüğünde keseler çıkıntı yapar. Bu divertiküller yırtıldığında, iltihaplanma, enfeksiyon veya ikisi birden görülür ve divertikülit oluşur.

Divertikül ve divertikülit resmi...

En etkili evsel çözümlerin arasında esmer pirinç, sarımsak, arpa, armut, papaya, kekik, yoğurt, aloe vera, patates, hint yağı, kabuklu yemişler, mısır, C vitamini ve düşük lifli besinler yer alır. Bu hastalık tedavisi süresince yüksek lif alımını öneren çok sayıda bilimsel araştırma vardır ve bu yöntem yaygın olarak kullanılır ancak bazı araştırmalar düşük lifli besinler önerir.

Divertikülit İçin Bitkisel Tedavi Yöntemleri

Divertikülit sorunu zaman zaman ciddi bir hal alabilir. Önerilen, ciddi durumlarda doğru teşhis ve tedavi için bir sağlık uzmanına görünmenizdir. Hastalık bazen de hafif seyredebilir. Her iki durumda da kullanabileceğiniz bitkisel çözümler ve evde tedavi yöntemleri vardır. Ayrıca diyetinizi değiştirmeniz ve spor yapmanız önerilir.

1- Patates: Beyaz patates rahatlatıcı ve antienflamatuar kimyasallar ve önemli miktarda nişasta içerir. (1) Besin sindirim sistemini yormaz. Ancak burada dikkat edilmesi gereken kızartılmış ve yağlı patates tüketmekten kaçınmaktır. Fırınlanmış ve püre patates kalın bağırsağınıza ihtiyacı olan dinlenme süresini tanıyacaktır.

2- Papaya ve Armut: Meyveler genel olarak sindirim sistemi sağlığını artıran besinlerdir. Papaya ve armut ise içerdiği organik bileşiklerle, kalın bağırsakta sindirimin kalitesini ve rahatlığını özellikle artırır ve sindirimi kolaylaştırır. (2) Bu meyvelerin içerisinde yeterince lif bulunur, vücuda gerekli vitamin ve mineralleri sağlarlar. Çoğu meyve iyi birer seçim olabilir ancak armut ve papaya özellikle daha iyidir.

3- C Vitamini: Bu vitamin çok çeşitli besinde yer alır ve vücutta çok çeşitli faaliyetlerde rol oynar. C vitamini yeni hücrelerin oluşumunda anahtar roldedir, bağışıklık sistemini tetikler ve yaraların iyileşmesi ile yeni dokuların ve kasların oluşumunda görev yapar. (3) Divertikülitin sebep olduğu yaraların iyileşmesinin hızlanması ve iltihaplanmanın hafiflemesi için gereklidir.

4- Arpa: Bu tip bir tahıl özellikle evde uygulanan çözümlerde faydalı olabilir. Diğer lif türleri divertikülit için kötü olsa da arpanın antienflamatuar özellikleri, bu hastalık söz konusu olduğunda bitkiyi tüketilebilecek en iyi tahıl yapar. (4) Arpayı çok çeşitli şekilde tüketmek mümkündür.

5- Esmer Pirinç: Çok basit bir diyetsel değişiklik gibi görünse de; beyaz pirinçten esmer pirince geçmeniz önerilir. (5) Esmer pirinçte bulunan bazı besinler ve organik bileşikler kalın bağırsaktaki divertikülit semptomlarını şiddetlendiren spazmları azaltabilir ve ayrıca kalın bağırsaktaki iltihaplanmayı rahatlatır. Esmer pirinç lifli bir besindir ve bu durumda faydalarıyla öne çıkmaktadır.

6- Kabuklu Yemişler ve Mısır: Bu grupta yer alan besinler divertikülite fayda sağlayabilir. Bu besinlerin sindirilmesi zor olsa da diyetinizde bulunmaları divertikülit semptomlarını azaltacaktır. (6)

7- Sarımsak: Sarımsak onlarca durum için bitkisel tedavi amaçlı kullanılmaktadır ve divertikülit bu durumlardan biridir. (7)  Sarımsakta bulunan aktif bileşenler önemli ölçüde kuvvetlidir ve çok çeşitli enfeksiyonları önleyebilir. Divertikülitte iltihaplı bölgelerin enfeksiyon kapması oldukça rahatsız edici olabilir. Sarımsak antibiyotiklerin rolünü üstlenerek semptomları kontrol etmenize fayda sağlar.


8- Baharatlı Yemeklerden Uzak Durun: Baharatlı yemekler tüketmek iyileşme sürecinizi önemli ölçüde uzatabilir. (8) Burada söz konusu olan özellikle acı ve tuzlu olan baharatlardır. Divertikülit semptomlarında alevlenmeler oluyorsa, bu tarz baharatlı besinler tüketmemek en iyisidir.

9- Kekik: Diyetinize kekik eklemek önemli ölçüde rahatlama sağlayabilir. Bu amaçla satışta olan kekik yağlarını kullanabilirsiniz. Çoğu kekik yağı sindirim sisteminizdeki çok sayıda sorunu tedavi edebilir. Kekik güçlü antibakteriyel ve antimikrobiyal etkilere sahiptir. Bağırsaklarınızdaki enfeksiyonları temizleyebilir. (9)

10- Yoğurt: Kalın bağırsağınızı antibiyotikler veya güçlü antibakteriyel besinlerle temizlediğiniz zaman, sıklıkla orada yaşayan faydalı bakterileri de yok edersiniz. Bu gerçekleşince, sizi koruyan faydalı bakteriler olmadığı için bir diğer divertikülit atağına veya enfeksiyona maruz kalabilirsiniz. Bu yüzden bol miktarda yoğurt ve diğer probiyotik içeren besinlerden tükettiğinizden emin olun. (10)

11- Aloe vera: Bu bitki yaygın olarak bilinen bir inflamasyon azaltıcı ve rahatlatıcı ajandır ve kalın bağırsakta etkili olur. Bitkinin ağızdan alınan formlarını, divertikülit boyunca önemli oranda rahatlama sağlamak için kullanabilirsiniz. (11)

12- Az Lifli Besinler: Çoğunlukla divertikülit geliştikten sonra, yüksek lif içeren besinler tüketilmesinin bağırsak sağlığını artıracağı düşünülmektedir ancak son yapılan araştırmalar; yüksek lif diyetinin zararlı olabileceğini ve divertikülit olasılığını artırabileceğini söylemektedir. Bu konu hala tartışılmaya devam ediliyor ancak konuyla ilgili bazı önemli kaynakların araştırmaları az lifli besinler yönündedir. (12) Lif bağırsaklarda besinler emilirken, kütlenin ilerlemesine ve kalan artık maddelerin atılmasına fayda sağlar. Kolonun peristaltik hareketi liften etkilenir ve bu yüzden belki de doğal olmayan uyarım divertikülit oluşumuna sebep olabilir. Bir süre yüksek lifli besinlerden uzak durun ve vücudunuzun tepkisini ölçün. Her vücut farklı tepkiler gösterebilir.

13- Hint Yağı: Kolondaki bakteriyel enfeksiyonları temizlemenin bir yolu da hint yağı olabilir. Ancak kullanırken hint yağının çok güçlü olduğu ve faydalı bakterileri de yok edeceği bilinmelidir. (13) Bu yüzden sadece önerilen ve tavsiye edilen miktarlarda kullanılması gerekir, dengesiz kullanılırsa oldukça tehlikeli olabilir.


Kaynaklar / Referanslar
Kaynaklar ve Referanslar İçin Tıklayın
  • (1) https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC1780381/
  • (2) http://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1196/annals.1354.057/abstract
  • (3) https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S000282230000420X
  • (4) http://ajcn.nutrition.org/content/38/1/115.short
  • (5) http://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1002/star.200300221/abstract
  • (6) https://jamanetwork.com/journals/jama/article-abstract/1028647
  • (7) https://link.springer.com/chapter/10.1007/978-1-60327-431-9_27
  • (8) https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC1591050/
  • (9) http://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1002/ffj.2730010409/abstract
  • (10) https://link.springer.com/article/10.1007/s12603-011-0357-1
  • (11) http://pubs.rsna.org/doi/abs/10.1148/31.6.735?journalCode=radiology&
  • (12) https://link.springer.com/article/10.1007/s004649901007
  • (13) https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/0002961068904716

Evcil Hayvan Alerjisi

Evcil Hayvan Alerjisi Nedir? Ne İyi Gelir?

Evcil hayvan alerjisi, hayvanların cildinde bulunan proteinlere, salyasına veya idrarına olan alerjik reaksiyondur. Belirtileri saman nezlesinde olduğu gibi hapşırma ve burun akıntısı, sulu gözler veya kaşıntı, kızarıklık olabilir. Bazı kişilerde astım belirtilerinde olduğu gibi nefes alma zorluğu ve hırıltılı solunum görülebilir. Alerji çoğunlukla evcil hayvanların ölü deri hücrelerine maruz kalınmasıyla ortaya çıkar. Kürklü bütün hayvanlar alerji sebebi olabilir ancak genellikle kedi ve köpeklerle ilgilidir.

Evcil hayvanlar - kediler ve köpekler-...

Eğer evcil hayvan alerjiniz varsa en iyi yöntem hayvanlara mümkün olduğunca uzak durmak olacaktır ancak evinizde bir evcil hayvan besliyorsanız evde çözüm yöntemlerini ve bitkisel tedavi yöntemlerini deneyebilirsiniz. Bazı vakalarda semptomları geçirmek ve astımı kontrol etmek için ilaç kullanımı gerekebilir.

Evinizde evcil bir hayvanınız olduğu müddetçe alerjenleri kendinizden uzak tutmanız zor olabilir ve bazı inanışların aksine alerjiye sebep olmayan evcil hayvan yoktur. Bu alerjilerin sebebi aşırı hassas bir bağışıklık sistemine sahip olmanızdır. Kendinizi evcil hayvan alerjisinden korumak istiyorsanız, evcil bir hayvanla yaşayanlar için etkili olabilecek evsel çözümler bulunmaktadır. Beslenme şekliniz ve bitkisel çözümler alerjenlere olan hassasiyetinizi azaltabilir ve semptomları önleyebilir.

Evcil Hayvan Alerjisi İçin Bitkisel ve Evde Tedavi Yöntemleri

Evcil hayvan alerjisine karşı kullanabileceğiniz evsel ve bitkisel çözümlerin bazılarını listeledik.

1- Yüksek Verimli Filtreler: Ciddi alerjik reaksiyonlara karşı alabileceğiniz önlemlerin en etkililerinden biri evinizdeki havayı temizlemek olacaktır. Yüksek verimli bir veya iki filtreyi hayvanlarınızın en çok zaman geçirdiği yerlere ve yatak odanıza yerleştirerek havada bulunan ve sinüs sorunlarıyla mukus dokusunda iltihaplanmalara yol açan alerjenlerin miktarını azaltabilirsiniz. (1)

2- Oda Kontrolü: Evcil hayvanınızın sürekli yanınızda olması iyidir ancak alerji sorunlarınız varsa evcil hayvanınızı yatak odası ve banyo gibi yerlere sokmamak faydalı olabilir. Rahatlama için köpeğinizin veya kedinizin belirli odalara girmesine izin vermemek, bütün evi sürekli temiz tutmaktan daha kolaydır. (2)

3- Halı Kullanmayın: Halılar ve kumaşlı yüzeyler alerjenleri ve tozu tutar ve temizlenmeleri sert zeminlerden daha zordur. Evcil hayvanlarınızı sadece düz ve sert yüzeylerde barındırmak ve mobilyalardan uzak tutmak alerjik reaksiyonlarınızı önemli ölçüde azaltabilir.

4- Diyetinize Omega-3 Ekleyin: Diyetinizde daha çok omega-3’e yer vermek çok faydalı olabilir. Bu besin genel bir antienflamatuardır ve bağışıklık sistemi hassasiyetini azaltıp genel sağlığınızı artırabilir. (3) Omega-3 açısından zengin besinler; yumurta, somon balığı, keten tohumu ve kabuklu yemişlerdir.

5- Hijyen: Köpeğiniz veya kedinizle yakın temas kurduktan sonra bunu unutabilir ve 10 dakika sonra ellerinizle burnunuza ve gözlerinize temas edebilirsiniz. Buralar alerjenlere en hassas olan bölgelerdir. Ellerinizi düzenli olarak yıkamak ve zaman zaman bilinçli olarak temastan kaçınmak beklenmedik alerjik atakları önleyebilir. Düzenli olarak ev temizliği yapmak da toplam alerjen miktarını düşürecektir. (4)

6- Evcil Hayvanlarınıza Düzenli Banyo Yaptırın: Evcil hayvan alerjisinin sebeplerinden biri evcil hayvanların pislenmesi ve dışarıda çok zaman geçirmesidir. Bu durumda bu hayvanlar kendi deri parçacıkları dışında, dışarıdaki polen ve çeşitli bitkisel alerjenleri eve getirir. Evcil hayvanınızı düzenli olarak yıkayarak alerjenlerle kontamine olma durumunu azaltabilirsiniz. (5)

7- Kuersetin İçeren Besinler Tüketin: Doğadaki antihistaminlerin bir kısmı bir çok besinde bulunan kuersetin formundadır. Bu besinlerden elma, üzüm, soğan ve zeytin yağını örnek olarak verebiliriz. Bu madde vücudun bağışıklık sistemini doğal olarak güçlendirir ve ayrıca mukus membranlardaki ve solunum yolundaki iltihaplanmaları azaltır. (6) Kuersetini, Benadryl (Diphenhydramine) ilacının doğal formu olarak düşünebilirsiniz.


8- Isırgan Otu: Bu güçlü şifalı bitki antihistaminik özellikleriyle iyi bilinir çünkü vücutta alerjik reaksiyonlara sebep olan histamin üretimini kısıtlama özelliği vardır. Isırgan kapsül veya besin desteği formunda satın alınabilir ve ayrıca yapraklarından yapılan çay ve tentürlerde evcil hayvan alerjisini önlemede yüksek etkiye sahiptir. (7)

9- Veba Otu (Petasites hybridus): Isırgan otuna benzer etkileri olan veba otu (petasites) vücutta histamin salınımını önleyerek alerjik reaksiyonları hızlı biçimde durdurabilir. (8) Veba otundaki aktif bileşen Zyrtec ilacındaki birincil kimyasal bileşene çok benzer ancak veba otunun sedatif etkileri yoktur.

10- Burun Yıkama / Burun Çaydanlığı: Burun boşluğunun tuzlu su ile yıkanması mukus dokularındaki alerjenleri tamamen uzaklaştırabilir. Bu amaçla yaygın olarak satılan ve Neti Pot adıyla da anılan, burun çaydanlığı veya diğer burun yıkama aparatları kullanılabilir. Bu yöntemle alerjik semptomlar hızlı bir biçimde nötrlenebilir.

11- B5 Vitamini: Pantotenik asit veya B5 vitamini güçlü antienflamatuar özellikleri olan, kızarmış ve şişmiş gözler, ciltte kızarıklık, solunum yollarında tahriş gibi sorunları önleyebilen bir vitamindir. Vücudunuzdaki B5 vitamini miktarını artırmak için mısır, avokado, kale, domates, kırmızı et, tavuk, mantar ve peynir tüketiminizi artırabilirsiniz. (9)

12- C Vitamini: Anti-alerjen maddelerin en etkililerinden biri  C vitaminidir. Bu vitamin antikor üretimini tetikler ve vücuttaki histamin kaynaklı inflamasyonları adrenal hormonlar sayesinde azaltır. Diyetinizi daha fazla acı biber, turunçgiller ve sebze ekleyerek C vitamini seviyenizi yüksek tutmanız alerjen hassasiyetinizi düşürecektir. (10)


Kaynaklar / Referanslar
Kaynaklar ve Referanslar İçin Tıklayın
  • (1) https://onlinelibrary.wiley.com/doi/full/10.1046/j.1365-2222.2003.01570.x
  • (2) https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2956425/
  • (3) http://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/j.1398-9995.2009.02042.x/full
  • (4) http://journals.lww.com/co-allergy/Abstract/2013/02000/The_hygiene_hypothesis_in_allergy_and_asthma___an.13.aspx
  • (5) https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0091674997702422
  • (6) https://link.springer.com/article/10.1007/BF02974647
  • (7) http://www.biomedsearch.com/article/Natural-Treatment-Perennial-Allergic-Rhinitis/67150699.html
  • (8) http://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/j.1365-2222.2004.1903.x/full
  • (9) http://ajcn.nutrition.org/content/24/2/265.short 
  • (10) https://europepmc.org/abstract/med/8067602

Tırnak Mantarı

Tırnak Mantarı Nedir? Ne İyi Gelir?

Ayak tırnak mantarı...

Tırnak mantarı, tırnağın veya ayak tırnağının ucunda beyaz veya sarı lekelerle başlayan bir mantar enfeksiyonudur. Enfeksiyon derinleştikçe, tırnağın renginin değişmesine, kalınlaşmasına, şiddeti değişen ağrıya ve kenarlardan parçalanmasına yol açabilir. Birden fazla tırnakta ortaya çıkabilir.

Eğer durumunuz hafifse ve sizi rahatsız etmiyorsa tedaviye gerek olmayabilir. Eğer ağrılıysa, tırnakların kalınlaşmasına yol açtıysa evsel çözümler ve ilaçlar yardımcı olabilir. Tedavi başarılı olsa bile tırnak mantarı tekrarlayabilir. (1)

Tırnak mantarı sıklıkla onikomikoza (onychomycosis) olarak adlandırılırken eğer mantar parmaklarınızın arasını ve ayak derisini enfekte ettiyse bu durum ayak mantarı, atlet ayağı veya tinea pedis olarak isimlendirilmektedir. Tırnak mantarına bitkisel ve evde tedavi çözümleri için yazının 3. bölümünü okuyabilirsiniz. Tırnak mantarı gibi durumlarda bitkisel tedavilerle ilaçlarla benzer ve zaman zaman daha güçlü neticeler alınabilir.


Tırnak Mantarı Tedavileri

  • Anti-fungal İlaçlar: En popüler tedavi yöntemi ağızdan alınan Sporonox ve Lamisil gibi anti-fungal ilaçlardır. Bu ürünler milyonlarca kişi tarafından etkili olarak kullanılmaktadır ve uzun süreli kullanımları istenmeyen yan etkilere sebep olabilir. Başarı oranları oldukça yüksektir. Bu ilaçların bazıları anti-fungal krem formundadır. (2)
  • Tırnağın Alınması: Şiddetli ve kronik vakalarda enfekte olmuş tırnak fiziksel veya kimyasal yöntemlerle alınabilir. (3) Bu sayede doktorlar enfekte bölgeyi temizleyip bandajlayarak normal iyileşmeye bırakabilirler.
  • Antibiyotikler: Tırnak mantarı şiddetli seviyeye ulaşırsa tırnağın çatlamasına yol açarak diğer çok sayıda enfeksiyona sebep olabilir. Bu durumda antibiyotik kullanımı önerilebilir. (4)
  • İlaçlı Tırnak Cilası: Ayak tırnağı mantarının erken evrelerinde durumun ilaçlı tırnak cilalarıyla tedavi edilmesi mümkündür. Erkekler de bu şeffaf sıvıyı etkilenmiş tırnaklara uygulayabilir ve 1-2 hafta içerisinde netice alabilir. (5)
  • Lazer Tedavisi: Nadir olarak kullanılsa da bazı kişiler tırnaktaki mantarın etkisizleştirilmesi için karbondioksit lazer tedavisini tercih edebilir. (6) Bu yaklaşım oldukça pahalıdır ve her hastanede uygulaması olmayabilir.

Tırnak Mantarı İçin Bitkisel ve Evde Tedavi Yöntemleri

1- Hindistan Cevizi Yağı: Bu yağın doğal anti-fungal özellikleri onu enfekte olmuş tırnaklar için ideal yapıyor. (7) Tırnak mantarı semptomlarını azaltmak için bu yağı günde 2-3 kere tırnağın tamamına sürebilirsiniz. 1-2 hafta içerisinde netice almaya başlanır.

2- Çay Ağacı Yağı: Çay ağacı yağı bilinen en güçlü anti-fungal maddelerden biri olarak kabul edilir ve sayısız enfeksiyona karşı etkilidir. Bu çözümün etkili olması için sadece birkaç damla gerekir ve semptomlar ortadan kalkıncaya kadar günde 1-2 sefer uygulanır. (8)

3- Ağız Gargarası: Ağız gargarasının fonksiyonlarından biride ağızdaki mantarları temizlemektir. Ağız gargaraları bölgesel olarak tırnak mantarına uygulandığında etkili olabilir. (9) Piyasada satılan Listerine içeriğinde mentol, timol ve okaliptüs içerir ve bu maddeler antibakteriyel ve antifungal özellikler gösterir. Netice için günde bir defa olmak üzere bir kağıt havlu veya bezi ağız gargarasıyla ıslatıp tırnağı sarabilir veya parmağı günde 30 dakika sıvının içerisinde tutabilirsiniz.

4- Sirke: Hemen hemen her evde bulunan bu çözelti anti-fungal özellikler barındırır ve özellikle erken müdahale edilirse tırnak mantarını hızlıca temizleyebilir. Basitçe 1 hacim sirke ile 2 hacim ılık suyu karıştırın ve parmaklarınızı 10-15 dakika karışımda bekletin. (10)

5- Kekik Yağı: Kekik yağındaki etken maddelerden biri tırnak mantarını azaltmada oldukça etkili olan bir antioksidan olan timoldür. Enfekte olmuş tırnağa her sabah birkaç damla damlatılmasıyla bir haftada iyi sonuçlar alınabilir. (11)

6- Limon Suyu: Limon suyunun antifungal ve antiseptik özelliklerinin temel sebebi yüksek sitrik asit konsantrasyonudur. (12) Bu asit tırnak mantarının yayılmasını durdurabilir, içerdiği antioksidanlar ise hasarlı hücreleri onarıp tırnağın sağlıklı uzamasına fayda sağlayabilir.

7- Vicks Vaporub Merhem: Bu merhem bölgesel kullanımlar içindir ve öksürük için üretilmiştir ancak içerdiği aktif bileşenler kâfur ve okaliptüs tırnak mantarı tedavisinde etkili olabilir. 2011 yılında yapılan bir araştırmada bu merhemin tırnak mantarı tedavisinde etkili olduğu ispatlanmıştır. Kullanmak için günde en az bir defa etkilenmiş alana az miktarda uygulanabilir.

8- Zeytin Yaprağı Özü: Zeytin yaprağı özündeki aktif madde oleuropeinin antifungal, antimikrobiyal ve bağışıklık güçlendirici etkileri olduğu düşünülmektedir. Zeytin yaprağı merhemini doğruca mantarın üzerine uygulayabilir veya bu maddeyi kapsül olarak ağızdan tüketebilirsiniz. Bilinenlere göre yemeklerle beraber günde 1-3 adet arası günde 2 kere zeytin yaprağı özü kapsülü kullanmak tedavi olarak merheminden daha etkilidir. Bu tedaviyi uygularken bolca su tüketin.

9- Sarımsak: 2009 yılında yapılan bir araştırmada sarımsağın antifungal ve antimikrobiyal etkileri olduğu görülmüştür. Etkilenmiş bölgeye ezilmiş sarımsakları günde 30 dakika koyarak tırnak mantarını tedavi edebilirsiniz. Ağızdan sarımsak kapsülü kullanarak tedavi etmek daha iyi ve daha az kokulu olabilir. Sarımsak kapsüllerini üreticinin belirttiği şekilde tüketmeye özen gösterin.


Kaynaklar / Referanslar
Kaynaklar ve Referanslar İçin Tıklayın
  • (1) https://www.mayoclinic.org/diseases-conditions/nail-fungus/diagnosis-treatment/drc-20353300
  • (2) http://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/j.1468-3083.2004.00988.x/full
  • (3) https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0738081X0900248X
  • (4) https://link.springer.com/article/10.2165/00003495-200161001-00001
  • (5) https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3040862/
  • (6) http://questlight.net/wp-content/uploads/2016/02/LaserTreatmentforToenailFungusSPIE090219.pdf
  • (7) https://goo.gl/2BFSGa
  • (8) https://onlinelibrary.wiley.com/doi/full/10.1046/j.1365-3156.1999.00396.x
  • (9) https://goo.gl/GoF611
  • (10) https://goo.gl/CE2YV7
  • (11) https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0378874110008469
  • (12) http://online.liebertpub.com/doi/abs/10.1089/end.2007.0304